Sen Kazandın
Gözlerimde korku yok, yalnızca bilgelikten süzülen bir yorgunluk var. Bu bir diz çöküş değil; bir seçiş. Kazanmaya alışmış egomun değil, kaybetmeyi göze alabilen kalbimin kararı bu. Çünkü bazı savaşlar kılıçla değil,susarak biter. Bazı zaferler alınmaz, bağışlanır. Ve bazı insanlar yenilmez ,sadece uğruna yenilmeye değecek kadar gerçektir. Boynum açık, ama ruhum dimdik. Adımı tarihe mağlup diye yazabilirsin;ben kendime sadık kalmayı seçtim. Çünkü herkes kazanabilir,ama herkes bilerek kaybedemez.Ve bil ki sana verdiğim bu zafer senin gücünden değil, benim özgürlüğümdendir. Teslim oldum ve zaferi sana verdim. Karşında kılıcımı indirip boynumu uzatıyorum. Güçsüz değilim. Sadece kaybetmeye değersin.
Bu noktadan sonra seni yaralamak istemiyorum. Bu noktadan sonra gözyaşı görmek istemiyorum. Bu noktadan sonra sadece gidiyorum. Kış ortasında sessizliğin bürüdüğü ve sadece yolların rüzgar fısıldadığı gecenin koynunda boynumu büktüm gidiyorum. Ardımda ne bir beddua bırakıyorum ne de dönüp bakacak bir gölge. Ayak izlerim bile karla dolacak birazdan;beni hatırlatan tek şey belki üşüyen bir hatıra olacak. Bu gidiş bir kaçış değil, kendimi senden korumak. Çünkü kalmak, istemeden de olsa yaralamaktı. Ve ben artık kimsenin kanayan cümlesi olmak istemiyorum. Gecenin koynu geniş, sessizliği merhametli. Rüzgâr adımı biliyor ama söylemiyor kimseye. Yollar bana soru sormuyor;sadece taşıyor. Ve eğer bir gün bu sessizlik kulağına gelirse, bil ki ben hâlâ susuyorum. Çünkü bazı vedalar ancak susarak tamamlanır.
Hesap vakti , bir kum saati gibi eriyor ve gözlerin çöl ortasında kum fırtınasına tutulduğu bir dönemde bu savaşın bir parçası olmayacağım. Ben artık o saati çevirmeyeceğim. Bu savaş sevdiklerimi almaya devam ediyor. Gözlerin kumla doluyken gerçeği görmek zor, biliyorum. Ama ben fırtınanın ortasında bayrak sallayanlardan olmayacağım. Ne suçlayacağım ne de kendimi savunacağım . Kılıcımı toprağa sapladım, paslansın diye değil; bir daha kaldırmamak için. Zaferin adını kim koyarsa koysun, ben kendimden vazgeçmedim.
Ruhumu söküp atmadım. Sadece kanatlarını katlayıp gürültüden uzak bir yere bıraktım .Kırılmış ama kirlenmemiştir. Denizler ortasında pamuk ipliğiyle bağladılar savaşçının kaderini. Ne fırtına umurlarındaydı ne de düğümün acıtan inceliği. Bir nefeslik rüzgâr, bir yanlış dalga yetebilirdi koparmaya her şeyi. Ama savaşçı biliyordu: kader dediğin bağlayanların değil, taşıyanların yüküdür. Geceler tuz kokuyordu, yıldızlar suskun tanıklar gibi. İpler gerildikçe omuzları değil, iradesi güçlendi . Bir pusula kaldı artık tüm bu savaştan geriye. Yalnızca bir pusula.
Ne ordular, ne sancaklar, ne de kazanılmış ya da kaybedilmiş adlar... Pusulanın camı çatlak, iğnesi titrek. Artık yön sormuyorum kimseye. Haritalar yalan söylemeyi çoktan öğrendi. Savaşçı ise kaybolmayı. Bu savaştan sağ kalan tek şey yön duygusu . Kaybedilen kıblenin peşinde bir ömür ilerlemeli savaşçı. Her adımda toprak değişir, gökyüzü başka renge bürünür. Ama arayış aynı kalır: kalbin döndüğü yer. Savaşçı bilir kıble bir noktadan ibaret değildir. Bazen bir bakışta, bazen bir susuşta yeniden kurulur. Ve belki ömür bittiğinde menzile varılmaz. Ama savaşçı yanlış yere secde etmeden yürümüş olur. Çürümüş vicdanların arasında kaybolmaktan iyidir.
Orada kaybolmak yok olmak değildir; aksine,zehirli doğruların dışında nefes alacak bir boşluk bulmaktır. Bu zamanda kurtuluş cemaatle övünmekte değil, şahsî kusurunu görmektedir. Başkasının karanlığı senin ışığın olmaz. Sen kendi lambanı yakmakla mesulsün. Unutma:Hakikat ağırdır,nefs onu taşıyamaz;ya inkâr eder ya süsler ya da kendine mâl eder. Yol uzun, hesap yakındır. Nefsini temize çıkarma onu terbiye et.
İnsan.