BİR GOETHE OKUMASI
"Kendini aşamayan insan,olduğu yerde çürür."
İnsanın iç yolculuğuna dair evrensel bir ikazdır bu cümle. Çürüme ahlaki düşüşten ziyade varoluşsal bir donukluğu anlatır. Hareket etmeyen ruh, kendini yenilemeyen bilinç,sınırlarını sorgulamayan irade... İnsanın kendine kurduğu konfor alanı, zamanla bataklığa dönüşür. Sadece bireysel gelişimin değil, manevi terbiyenin de merkezine yerleşir. İşte bu yüzden Goethe "Kendini aşamayan insan,olduğu yerde çürür" demiştir.
Risalelerde Üstad , insanın durağanlığını bir tür manevi hastalık olarak ele alır. Üstada göre insan terakki ile mükelleftir. Özü itibariyle insana bulunduğu yeri yeterli görmek fıtratına aykırıdır. İşte bu yüzden üstadın insanın acz ve fakrı bir zayıflık tespiti değil bir hareket çağrısıdır. Çünkü kendi sınırlılığını farkeden insan aşma iradesini de kazanır. Goethenin çürüme dediği yerde risaleler atalet ifadesini belirtir ve her ikisindede durmak bir kayıp olarak görülür.
İşte tam olarak burada aşmak kelimesini açmamız gerekir. Bunu netleştirmemiz gerekir. Aşmak, kendini inkar etmek değildir. Kendini dönüştürmektir. Üstad bu değişimi eski Saidden yeni Saide olarak belirtir. Bu anlatı insanın geçmişini silmedeni ama onunlada sınırlı kalmadan, devam etmeyi ilerlenebileceğini gösterir. İşte tamda burada Goethenin uyarısını hatırlamalıyız. Olduğu yerde kalan geçmişin güvenli tekrarlarına sığınan kişi ve insan farkında olmadan içten içe çözülür ve çürümeye başlar.
Fethullah Gülen ise bu durumu şu şekilde izah eder. Daha çok pedagojik ve ahlak kaavramı ile ele alır.; İnsanın kendini aşmasını çoğu zaman hizmet bilinci ve sorumluluk ahlakı çerçevesinde çizmiştir. Bu durum tamamen kemalin toplumsa faydayla ilişkisine yöneliktir. Edebi bir metin olarak okunduğunda esasen insanın iç disiplinine dair klasik bir nasihat geleneğini sürdürürken, nefsini aşamayan menfaatinin ötesine geçemeyen bireyin zamanla kendi iç dünyasında daralacağını ve bu daralmanın Goethe nin belirttiği gibi çürüme metaforuyla örtüştüğünü bununla örtüşen bir ruh hali olduğunu belirtir.
Goethenin bu sözüne edebi anlamda baktığımızda çürüme aslında toprağa ait bir süreçtir. Toprak verimli bir dönüşümün yada ihmal edilmiş bir bekleyişin mekaniğidir. Bu yüzden Üstad sık sık tabiata değinir. Tabiattan metaforlar kullanır. Tohum,ağaç,meyve... Tohum toğrağa düşer. çatlar, acı çeker ama duramzsa ağaç olur. Durur ise çürür işte bu ortak dil farklı kültürlerden aynı hakikati farklı kelimelerle okunabileceğini gösterir. Kendini aşamama hali çoğu zaman korkudan beslenir. İnsan bildiğini bırakmak istemez . Çünkü bilinmeyen risklidir. İnsan bunu böyle algılar.
Risalelerde bu korku dünya sevgisi veya rahat düşkünlüğü kavramlarıyla ilişkilendirilir. Hocaefendi ise konfor ve sorumluluktan kaçış olarak adlandırıyor. İşte Goethede bunu tek cümle ile ifade ediyor diyor ki Aşamıyorsan çürüyorsun . Ne kadar sert görünse de bu ifade okuyucuyu sarsmak için uyandırmak için kullanılmıştır. Kendini aşma söylemi , insanı sürekli daha fazlasını yapmaya zorlayan bir tükenmişlik çağrısı değildir. Hakiki aşma niyetin ve yönün arınmasıyla başlar. Üstad bunu ihlas vurgusunu yaparak dengeyi kurar. İnsan için gösteriş değil hakikat için ilerlerse kendi nefsini merkeze koymadan yol alırsa aşma yük olmaktan çıkar bir hafifleme olur . Goethede çürümenin karşısına hareketi böyle konumlar ve zorlayıcı değil dirilticidir.
Şimdi birde sanatsal alandan bu konuya örnekler verelim. Özellikle klasik müziğin efsanelerinden Beethoven bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. İşitme yetisini büyük ölçüde kaybettiği halde bestelediği 9.senfoni insanın kaderine teslim olmayışının sesidir. Sessizliğin içinden yükselen bu müzik olduğu yerde kalmayı reddeden bir ruhun isyanıdır. Beethoven fiziki sınırlarını aşarak Goethenin dediği çürümenin karşısında durur acıyı aşamayanın değil acıyı dönüştürenin ölümsüzleştiğini gösteren bir örnektir.
Benzer şekilde Bachın eserlerinde ise başka bir aşma biçimi vardır. Nefsi geri çekip hakikati öne almak. Bachın müziği gösterişten uzak ama derinliklidir. İhlas anlayışıyla benzeşen bir örnektir. Bach, bireysel ihtirası aşarak sanatını daha büyük bir anlamın hizmetine sunmuştur. Sanatın güncel temsilcilerindede bu durum farklı değildir. Andrei Tarkovsky filmelrinde özellikle Stalker ve Ayna filmlerinde , insanın iç durgunluğunu en tehlikeli bataklık olarak anlatır. Tarkovsky konforlu bir hareketsizlik içinde insan manen çöker der. Goethenin bu sözünü görsel bir tefekküre dönüştüren sanatsal çalışmalara örnektir.
İşte bu yüzden hayat yerinde kalanları değil, yönünü arayanları hatırlar. Kaybolduğum bu ormandan çıkmak sadece benim elimde. Düştüğüm bu bataklıktan çıkmak sadece benim elimde. Allah bana buradan çıkmayı nasip etsin.